Halk: "Her şey güzel olacak! Sandık!".
Muhalefetin "Demokrasi Tavşan"ı - İktidarın "Sandık Tazısı".
CHP'den "İmza Darbesi" Uyanıklığı!
-Veya halkın kendi çıkmazı-
CHP "Ön seçimde 15 milyon seçmen oy verdi; Mitinglerde milyonlar var; İmamoğlu'nun serbest kalması ve erken seçim için hedefimiz 30 milyon imza!...". kampanyasına ( Pardon "Demokrasiye ayar") start verdi. Gelin bu propagandanın "Sandık dışı / Demokrasi dışı" eylem olduğunu birlikte deşifre edelim.
*** 1) İktidara gelmenin tek seçeneği var: Oy vermek!
2023 yılında seçim olmuş ve Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiş. Yeni CB seçimi için yasal olarak 3 yıl var. Fakat CHP diyor ki; "Sandık sonucu bizi ilgilendirmez! Biz imza toplar; erken seçim hakkı oluşturur ve erken seçim sandığı gelmezse eğer; İktidar halk düşmanıdır! diye ilan ederiz!. Nasıl olur da milyonlar imza verir; İktidar seçime gitmez!...". demeye getiriyor.
Şimdi bu metotla; 31 Mart seçimleri sonucu CHP'nin kazandığı belediyelerde; Muhalefette kalmış Cumhur İttifakı imza kampanyası açar ve milyonlar imza verirse/toplarsa; CHP de yerel belediyelerde tekrar seçim yapılması için gerekli istifalar, meclisi fesh etmeler gibi yasal yollar üzerinden tekrar belediye seçimlerinin yenilenmesini sağlar mı? Ne de olsa Cumhur İttifakı milyonlarca imza toplamış olacak? Tabi ki hayır. Çünkü CHP bir sefer "Demokrasiye imza ile darbe" yolunu denerken; dürüst değil. Niyet soruşturmaların içeriği ne olursa olsun; örtmek! ve CHP'nin parçalanmasını engellemek.
Oysa CB Erdoğan seçilmiş; 3 yıl daha seçilme hakkını kullanma imkanı var. İktidara dair değil onlarca, yüzlerce eleştiri konusu olacak uygulama, gözlem sıralana bilir. Hatta demokratik yollarla iktidar dönemini kapatma kararı da verilmiş olabilir. Daha da ötesi; İktidarın adaletten, ahlaktan, kuşatıcılıktan uzaklaştığına dair milyonlarca insan özel hayatından örnek de verebilir ve CHP mitinglerine de gidebilir. Sosyal medyada herkes "Erdoğan gitsin!..." temposu da tutabilir; Hepsi doğal.... Ancak bunu gerçekleştirmenin yani Erdoğan dönemini kapamanın tek bir yolu var: Sandıkta oy vermek!...
Peki, imzalar toplamak; mitingler düzenlemek; sanatsal protestolar yapmak; hatta erken seçim talebi için kampanyalar düzenlemek... Bir "demokrasi refleksi" sayılamaz mı? Tabi ki sayılır; hatta demokrasinin bağışıklık sistemi için de faydalıdır.
Ancak bütün bunları Soruşturmaları yok hükmünde saymak; hatta soruşturmaları suç saymak; soruşturma yürüten herkesi tehdit etmek için yaparsanız; dış dünyaya "Cumhurbaşkanımız hakkında yolsuzluk suçlaması var! Bağımsız bir "hukuk komisyonu" gelsin; buradaki davaları takip etsin!..." diye soruşturmanın selameti için hukuk desteği istemiyorsanız; onun yerine "Diktatörü devirelim; Adayımız CB adaylığı sebebiyle içeride!" diye politik salvolar yaparsanız; o zaman şunu kabul etmiş olursunuz: Siz konuyu hukuki yürüsün istemiyorsunuz! Samimiyseniz; Uluslararası desteği "Hukuk komisyonu" talebiyle gerçekleştirin o zaman!...
CHP neden "Hukuk komisyonu" kurmuyor; neden uluslararası "gözlemci hukukçular" diye bir heyet davetine girmiyor! Çünkü soruşturma dosyaları için tek stratejisi var CHP'nin: soruşturmanın içeriğini konuşmayacağız! "Diktatör Erdoğan rakibine komplo yaptı" diyeceğiz...
*** 2) "Erdoğan niye kazanıp duruyor! Biz gönderemiyoruz; Kendisi gitsin!".
CHP 23 yıldır Erdoğan'a oy veren seçmeni hep suçladı; aşağıladı; tehdit etti. Her defasında seçmen Erdoğan'ı tekrar seçti. 23 yılın tamamını karalayan, suçlayan, aşağılayan propagandayı muhalefet partileri hep yaptılar; fakat seçmen tekrar tekrar Erdoğan'ı seçti. Hatta Erdoğan'ı seçen seçmen; kendi mesajını vermek için belediye başkanı, Milletvekili konusunda oy vermeyerek; hatta muhalefete oy vererek; Erdoğan'ı uyardı; ancak uyarırken bile Erdoğan'ın şahsına oy vermeye devam etti.
2023 yılında adeta "Milli mutabakat var oldu: Erdoğan dönemi bitti!..." diye Millet İttifakı bileşenleri, seçmenleri ve hatta Erdoğan seçmenlerinin bir kısmı: "Erdoğan bir daha seçilsin! Meydanlara çıkar........." diye sözler verdi. Erdoğan seçildi! Kimse sözünü tutmadı.
Şimdi de "Yasa gereği 2028'de aday olamıyor; tek seçenek erken seçim; onu da talep etmesin! Biz götüremiyoruz; kendisi gitsin! Kendine karşı dürüstse; kendisi gitsin!..." talebi var. Mesela bu talep milyonlarca imza toplar! Fakat herkes biliyor; Erdoğan yasal her yolu zorlar ve sandıktan çıkmak için tüm satrancı oynar: 23 yıldır "Şah-Mat" hamlesi yapıyor; Ve sonuç alıyor. Yapacak tek şey var: Sandık!
Yoksa "Gidecek sandık!" ile olmaz.
*** 3) "Her şey sandık değil; "İnsanlık ölmedi!" diyenler.
Şimdi bu "İnsanlık ölmedi; herşey sandık değil!" diyen bir geniş kitle var. "Bu100denTürkiye" müzakereleri kapsamında onlarca ilde saha çalışmaları yaparken; bu geniş kitleden binlerce insanı dinledim. Hatta onlar benim onlardan daha fazla olup bitenlerle ilgili tecrübem olduğuna tanık oldular. Daha da ötesini söyleyeyim: CHP ve AK Parti dahil; Muhalefetiyle İktidarıyla tüm partilerin "Türkiye Yüzyılı/İkinci Yüzyıl" hedefine doğru yol yürüyüşlerindeki sorunları, açmazları ve hatta bu hedef ile makası açan süreçleri uzun uzun kendim anlattım. Hatta "Seçmen" eşiğinde tutsak kalmadan; Vatandaş ve Müslüman olarak tespitlerimi, eleştirilerimi, katkılarımız açıktan sergiledim. Yani konu "İnsanlık ölmedi!" kadrajı ise; muhalefetten, iktidardan ve hatta halkın içinden sayısız örnek verebiliriz!
Özellikle sosyal medyada sandıkta Erdoğan'ı gönderemeyen bu geniş kitlenin; her gün her saat iktidar yapsın yapmasın; hayattaki her olumsuzluğu iktidarın hanesine yazarak; "İnsanlık ölmedi!..." diyerek; kendisi adına her türlü eleştiri, protesto hatta kendinde hakaret etme hakkı, alay etme hakkı görerek; sosyal medyada kendi akıl sandığında Erdoğan'ı gömdüğünü gördüm/görüyoruz. Kimbilir belki de "iki sandık arası" süreçte tek teselli "iki dudak arası" imkanı!... Bu da doğal.
Oysa; bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: Halk hayatını ve onun geleceğini politikaya ipotek olarak vermekle; her türlü sonucu; kendi eliyle inşa etmiş durumda.
Ve demokrasilerde; İktidar erki sadece sandıkta oy vererek gider/gitmeli!...Kuralı işledikçe; Halkın sokaktaki, sosyal medyadaki hesabı; Sandık çarşısına uymaz!
Çok açık söylüyorum: Erdoğan'ı sandık yoluyla gönderemeyen fakat "Her şey sandık değil; İnsanlık ölmedi!" diyenlerin çoğu zaman kendileriyle çeliştiğini gördüm; Bu çelişki nedir?
Sandık dışında fakat hayata katma değer üreten, sivil fakat etkin, dürüst ve seçenekli, adil ve yaygınlaştırıcı bir "örgütlenme" içinde hiç/zaten değiller; Asla konforlarını bozmadan; sorumluluk almadan; Muhalefet-İktidar kadrajı dışına çıkarak ve özü toplumsallaşmaya dayalı bir zemin üzerinden hareket etmiyorlar. Varsa yoksa; sosyal medya tiribüninden ağzına geleni sahaya boca ediyorlar!... Yani "İnsanlık ölmedi!" haklı duruşu; sadece duruyor! Yürümüyor halkın kendi içinde. Hatta halkın kendi içindeki kamplaşması ve acımasızlığı partilere kıyasla daha etkin ve karmaşık. Öfke ve sonuçları; toplumsal içerikte daha hızlı ve yaygın; Partiler ise öfkenin üstünde yürütülen gemiler!
Olmaz...BÖLÜNMÜŞ SOSYOLOJİ halkın beslendiği zemin kaldıkça; Ne Erdoğan gider ne hayat bir şey kazanır!...
Sandık ne "Vahiy"dir ne de "Milli ideoloji". Dolayısıyla Sandığın toplumu dönüştürme gücü yoktur; sadece dönüşenin, dönüşümlü iktidara gelmesine aracılık edecek bir rolü vardır!
Nitekim biz "Bu100denTürkiye" müzakereleri diye yedi yılı aşkındır onlarca ilde saha çalışmaları yürütürken; resmi kurumlara, STK'lara, gönüllü gruplara gidip müzakere ederken; bir gerçeği her ilde gördük!...
Halk ( Bizden bahsediyorum) "hayatı"nın vekâletini siyasete bırakmış! Halk politize olmamış; politik cepheleşmeye hizmet etmeyen hiç bir şeye talip değil! Halk politik kamplaşma enerjisi dışında bir huya-suya inanmıyor. Halk vatandaş ve Müslüman olarak sorumluluklarını ertelemiş; seçmenliğinde esir kalmış; bundan da şikayetçi değil. Seçmen olmak halk için artık bir politik tercih değil; bir yaşam tarzı olmuş!... Daha sert bir tespitte bulunayım: Halkın vicdanı artık "Sandık" kalıbı almış!... Kavga aslında halkın kendi içinde ve siyasallaşan ve her şeyi siyasallaştıran bizzat halk.
Yolsuzlukla suçlanan ve ciddi gerekçelere dayanan süreçte bile "Mesele İmamoğlu değil; Erdoğan karşıtlığı için malzemeye ihtiyacım yok!" diyen milyonların hesap sormak istediği Erdoğan değil sadece; Erdoğan'ı iktidarda tutan kendisinden olan diğer halk kesimini suçluyor aslında. Neden?
Çünkü 23 yıldır iktidarla buluşamayan ciddi bir kesim ve enerjisi birikti; artık fay hattı kırılma zamanı! Sosyolojik kırılma sonucunda nelerin yıkılacağı da umrunda değil bir kesimin; Çünkü "bu halimden daha kötü ne olabilir ki!" diyor halkın bir tarafı. Kuşkusuz buna karşılık 23 yıl iktidarından beslenmiş veya normalleşmiş sosyoloji de savunma hattını tahkim edecektir...
Şimdi bu devran; sosyolojik bir kitlenme ve krizdir. Halkın hayatının siyasi yatak haricinde akacağı bir zemin bulamaması; kuşakların "Politik şelaleden" sürekli aşağıya düşmesi ile sonuçlanan bir "politik akıntı" durumudur....
AK Parti bir ara bu yatağı-akışı-krizi çözeceğini iddia etti.Doğru... Sistem-Statüko durumunu bir daha dönmemek üzere dönüştüreceğini ileri sürdü. Bu da doğru... Halkın hayatının politik kafes içinden çıkıp kendi sivil yatağında akacağını dillendirdi. Bu da doğru... Ancak;
Halkın politik hayatı görüldü ki; ancak üstünde "Oy raftingi" yapılacak debide ve ivmedeydi! Erdoğan bu rafting akışta devrilmeden durmak adına herşeyi yaptı/yapmak durumda kaldı. O nedenle halk yoruldu; Erdoğan iktidarı da... Ancak; su aynı, akıntı yönü aynı!.. Yer değiştirmekten kaynaklı kazananlar-kaybedenler çoğaldı! Ancak su aynı yatakta kaldı ve akıyor!...
Biz yıllardır söylediğimizi bir kez daha burada tekrar edelim. Türkiye yüzyıldır "BÖLÜNMÜŞ SOSYOLOJİ fay hattı üzere kamplaşmış; karşıtlanmış seçmen ligidir!...
Türkiye bu bölünmüş sosyolojiden çıkmak adına; her imkanı-fırsatı bizzat halk kendi eliyle kenara itmiş ve iktidarda olanla kendi tarzında pazarlığını sürdürmüştür. Partiler de bölünmüş sosyolojinin akışına göre örgütlenmiş politik dokulardır. O nedenle çoğu zaman "Devlet" dediğimiz mekanizma kendisi bu bölünmüş sosyolojide karambole gelmemek adına; iktidara ve muhalefete ince ayar çekrek; az da olsa bir kaç adımla ileriye gitme gayretinde olmuştur.
CHP'nin elli yıldır iktidarda olamayışının ana nedeni "Halka rağmen" iktidarın parçası olma konforudur. AK Partinin hem halkı hem de devlet mekanizmasını eski Türkiye'ye kıyasla daha başarılı, vizyonlu ve ilerleyici kıldığı çok açık.
Ancak AK Parti iddialı olduğu "Halkın sivil ve etkin gücü; Devletin rotasını belirler!" stratejiden kopup; "Devletin resmi ve etkinleştiren gücü; halka rotasını telkin eder!" stratejisine geçiş yapmasının; hem avantajlarını hem de dezavantajlarını yaşamaktadır.
O nedenle; Türkiye "Erdoğan sonrası"nda bir "küresel şelaleden düşüş!" yaşayacak! Zaten şelaleye yakınız!...
O nedenle demokrasiler imza kampanyaları veya sosyal medya postalarıyla değil; sandıkla gelen anlayışlarla yaşıyor.
CB Erdoğan'ın rakiplerinin çapları, ziynetleri, sicilleri ortada! Bu muhalefetin çaresizliği değildir, aksine halkın konforunun doğal seçeneksizliğidir!...
( Bir daha soralım: CHP neden bir hukuk ordusu kurmaz ve neden güvendiği ülkelerden hukuk heyetlerini gözlemci sıfatıyla çağırmaz! Neden her yandaş kanallarında hukuk dersi vermez; soruşturmanın içeriğinde varsa çelişki; bunu ortaya iddia iddia sermez!...? Nedenini herkes biliyor!...)
Dolayısıyla... CB Erdoğan, bölgedeki gelişmeleri de dikkate alarak; hem politik raftingini yapacaktır; hem Şah-Mat hamlesini bir kez daha deneyecektir. Bildik örnek verelim; Malumu ilan edelim:
O nedenle CB Erdoğan DEM parti ile beraber başlattıkları "Terörsüz Türkiye" projesinin kalıcı olması adına; planladıkları gibi yürürse işler; 2027 veya daha erken Cumhur İttifakı-DEM iş birliğiyle erken seçime giderler. Ve DEM seçmeni bile "Barış için adayımız Erdoğan!" der ve Erdoğan bir daha sandıktan çıkar. Konu politik rafting ise; Erdoğan rakipsizdir!...
Konu adalet, ahlak, izan-mizan, işi ehline vermek.... gibi; haklı hatırlatmalarsa... İktidarın da muhalefetin de karnesi için söylenecek çoook şeyler var! Ancak bu konularda halkın karnesi de suçladığı partilerden uzak-zıt bir takdirname-teşekkür sicilinde değil!... Yani krizimiz politik değil sadece.
Bir toplum kendi nefsinde olduğunu değiştirmedikçe; Allah kimsenin durumunu değiştirmez(müdahil olmaz). Rad 11