Olanlar Sivil İtaatsizlik mi Halk Kışkırtması mı?
- Bir "Çaresizlik partisi" olarak CHP -
- İktidarın "Geciken" Çözümü -
Gelin hep birlikte CHP yönetiminin -bu aralar- denediği tüm yolların gerçek hedefini sabırla deşifre edelim:
*** 1) Halka yabancılaşmış CHP Elitizmi/Azınlığı son 23 yılda büyük kayıplar verdi; Artık her yolu denemek zorunda kalacak kadar zordalar!...Kim bu "kaybedenler" kulübü?
Türkiye'de kendilerini eğitimli, modern, seküler, laik, batıcı ve hatta devleti yönetme hakkının doğal sahipleri gören bir nüfus var(dı). Bu nüfus, iş dünyası, bürokrasi, sanat ve askeri alanda "Devletin nüfuz çevresi"ni oluşturuyorlardı.
Menderes-Demirel-Özal-Erbakan dönemlerinde istisnasız tüm darbelerin, süreçlerin destekçisi oldular. "İktidarları biz belirleriz; bize hizmet etmeyenleri indiririz!..." zihniyetini hiç elden bırakmadılar ve örgütlendikleri tek bir adres vardı: CHP
CHP'nin bu elitleri "Kapitalist" olmasına rağmen; CHP'nin Anadolu örgütleri "Solcu" olduklarını söylüyor; ancak mücadelelerini CHP kapitalistlerine değil "Dindar esnafa" karşı yürütmekte ısrar ediyor ve halkı da "eğitimsiz sürü" diye gördüklerinden; en yaygın kendilerini ispatlama anonsu olarak "dindarlarla alay etmek" ile ispatlıyorlardı. Solcu geçinip/olup da sicilinde "dindarları aşağılamak/posta koymak" olmayan "bir" adam bulmak zordur.
İşte bu çevreler tam tamına 45 yıldır iktidar yüzü görmüyorlar. Bu sosyoloji içinde yer yer "sosyo-pat politika" sendromuna giren radikal-küfürbaz örgütlenmeler çıksa da; çok önemli etkileri olmuyordu. Fakat 45 yıllık "iktidarsız çalışma"dan yorulmuş hatırı sayılır bir kesim var. Bu kesimin en nefret ettiği kişi de belli: Erdoğan.
Çünkü Erdoğan kesintisiz 23 yıl boyunca bu kesime karşı "seri operasyon" yapmayı hiç elden bırakmadı. Erdoğan CHP kök sosyolojisini dağıttı. Bir türlü bu elitist-halka yabancılaşmış çevreler belini doğrultamıyor... Keskin sirke gibiler ve küpleri CHP.
İşte Erdoğan bir politik taktik olarak bu kesimi radikal davranmaya hep zorladı; daha doğrusu bu kesimin sinir uçlarına dokunarak onları "Erken refleks" vermeye zorladı.
Çünkü Erdoğan "Bakın işte bunlar; böyleler! Bunların iktidara geldiğini bir düşünsenize!... Yaptıklarına bakın; üsluplarına bakın; yöntemlerine bakın; kinlerine bakın!..." uyarısını adeta bir "seçim iklimi" sistematiğine bağladı. Ve her defasında da sonuç aldı; Çünkü gerçekten üslupları, yöntemleri "İktidara ehliyetleri yok!" imajını verecek kadar kötü/çaresiz durumdaydılar. Yine aynı profilde seyrediyorlar. Çünkü Erdoğan bir kez daha onları "erken davranma" sürecine zorladı.
Peki, CHP neden Erdoğan'ın politik hamlesi karşısında hep radikalleşiyor; atarlanıyor ve çelişik-provakatif hamlelere sarılıyor?
Nedeni hep aynı: CHP'nin İKNA kabiliyeti yok!...
Oysa "Sivil itaatsizlik" ve "Boykot" inanılmaz zeka-örgütleme-etkinleştirme yöntemleridir ve özünde "sosyolojik ikna" vardır.
Fakat CHP ne bu zekadadır ne de niyette. Gerçi İKNA yöntemlerinden haberdar olan bazı örgütlü yapılar-ajans marifetli odaklar hızla bazı enformatik kampanyaları devreye sokuyorlar; ancak CHP yönetimi o kadar beceriksiz ki; altı ayda bir slogan-motto ve taktik değiştirmek zorunda kalıyorlar. Yani ajans iksirli kampanyaların kimyası bile bozuldu.
45 yıldır iktidarsız çalışmak zorunda olan söz konusu bu sosyoloji, Gezi olaylarından beri tek yol biliyor artık: Halk düşmanlığı!
Yani halkı hayatın her alanında karşı karşıya getirmek; CHP ve AK Parti siyasetçileri arasındaki polemikleri bizzat vatandaşların kendi arasında yapmasını sağlamak!... Kontrolsüz sosyoloji oluşturmak.
Fakat bu halk düşmanlığı bir İKNA iklimi oluşturmaz. Birlikte göreceğiz; İKNA edilmemiş her vatandaş MUTLAK TARAFÇI olur. Tarafı da ( Devlet özel bir mesaj vermedikçe) İktidardan yana olur!... Çünkü vatandaş İKNA olmadığında çözümü iktidar içinde arar!... Hala arama nedeni de budur.
*** 2) CHP yönetimi "TAŞERON" kullanmaktan vazgeçmiyor? CHP her kampanyada "TAŞERON İLANI çıkar!
CHP tarihinde hiç bir eylem, protesto, sokak gösterileri, boykot gibi kampanyalarda CHP yönetiminin ailesi ve kendi iş yerleri riskte değildir/riske girmez!... Çünkü CHP hep TAŞERON kullanır. En fazla da "yasa dışı örgütler"i kullanır!...
Bakın içeride yüzlerce genç tutukludur. Bir kişisi bile CHP yönetiminin çocuğu değildir. Bakın; 2 Nisanda tek bir CHP'li fabrika, esnaf kepenk kapatmamıştır. Bakın tarihte asılan, cezaevinde tutuklu kalmış tek bir CHP'li yönetici olmamıştır. Çünkü CHP geleneğinde taşeron kullanmak vardır. Hatta CHP teşkilatı bile aslında kendi içinde bir "TAŞERON MATRUŞKASI" yapısındadır.
Özgür Özel "Biz iktidara gelince verilmiş tüm yasal cezaları sileceğiz; Külliye önünde yakacağız! Korkmayın; Çıkın eylem yapın; boykot yapın!... Ben kefilim!" derken; "Politik taşeron" yoklaması yapıyor. Sonuç alamaz.
Aslında Millet İttifakı sürecinde de muhalif partilerin hepsi TAŞERON BİLEŞENLER olarak CHP tarafından çok fena kullanıldılar. Dikkat ederseniz bu süreçte; CHP hiç bir eylemlerinde muhalif bileşenler ile birlikte hareket etmiyorlar/edemiyorlar. Yine dikkat ederseniz; diğer partiler CHP yanında durmuyorlar; Neden? Aynı delikten ikinci kez ısırılmak istenmiyorlar ve soruşturma dosyalarının ciddiyetini biliyorlar. DEM'in bile "biz CHP'nin sokaktaki eylem gücü değiliz!" demesi bundan.
Erdoğan 23 yıldır CHP'nin bu taşeron arama karakterini kendi lehine hep kullandı. Erdoğan, siyaset oyunu dışına itmek istediği her kişiyi/partiyi/çevreyi CHP'nin kucağına itti. Erdoğan Millet İttifakı ile tüm muhaliflerini CHP sepeti içine koyarak; kendi yolları üzere gelişmelerini erteledi. Biraz tuhaf cümle kaçabilir; Ancak Erdoğan harcamak istediği her adres için CHP'yi ruhu bile duymadan taşeron olarak kullandı. Erdoğan'ın CHP operasyonları müstakil bir analiz konusudur.
Nitekim... Dikkatlice izleyin: Millet İttifakı bileşeni olmuş tüm muhalif partilerin yönetiminde, teşkilatında bulunmuş istisnasız herkesin sosyal medyasına bakın; derin bir öfke ve Erdoğan düşmanlığı vardır. Oysa hepsini kullanıp atan bizzat CHP'dir. Politik beceriksizliklerini bile Erdoğan nefretinde sakinleştirmeleri bundandır.
*** 3) CHP NEDEN HİZMETLE İKTİDAR OLMAYI BECEREMİYOR?
Asıl kritik ve hayati soru şudur: CHP 31 Mart seçimlerinde Türkiye'nin nüfus olarak üçte ikisini yerelde yöneten bütün belediyeleri aldı. Neden kendini yerel hizmetlerde ispatlayarak, hizmet karnesi ile adeta "geliyorum diyen iktidar" yoluna sokmak yerine; neden panikle, hızla ve saldırganca "erken seçim" maskesine sığınarak; açıktan İmamoğlu-Erdoğan yarışıyormuş stratejisine sığındı?
Nedeni çok açıktı. CHP gerçekten o kadar çok alışmış ki iktidar imkanlarının partisi olmaya; Hizmet ede ede iktidara gelmeyi sabırla beklemiyor ve içinden gelen "SABIRSIZ KAZANÇ" ihtirasına kapılıyor...
2019 ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerde elde edilen Belediyeleri, hizmet rotasından çok CHP yönetiminin kaynağını oluşturmaya yönelik ve tabi para transferlerini meşrulaştırmak için kullanması işte bu sabırsızlığından veya huyundan... Fakat yine yakalandılar. Peki yakalananlar kimler? CHP'yi kendi çıkarına sömüren ve iç kavgaları bitmeyen yönetim.
Bir şey dikkatinizi çekmiyor mu? Onlarca büyükşehir belediyesi CHP yönetiminde. Fakat CHP ısrarla "Cumhurbaşkanlığı"na odaklı ve İmamoğlu isminde ısrarlı. CHP neden il il verdikleri hizmetlerin propagandasına yönelmek yerine; tek propaganda peşinde: "Erdoğan'ı sadece İmamoğlu devirir!...
Oysa 31 Mart seçimleri daha yeni birinci yılında. Yerelde kendini ispatlamak ve ardından "iktidara hazırız!" demek varken, Neden, erken seçim ortamı da yokken; hızla ve hırçınca bu süreçlere girildi?
Çünkü İmamoğlu ile birlikte İstanbul imkanını iç etmiş CHP yönetimi; soruşturmaların finalinden haberdardılar; yaşananların hiç biri CHP yönetimi için sürpriz değil... Hatta soruşturmaların devamının da nasıl geleceğini biliyorlar.
Erdoğan CHP'nin bu sabırsızlığını çok iyi okuyor ve CHP'nin iç bölünmesinin kodlarını çok çabuk çözümlüyordu. Tek yapması gereken; zamanı gelince CHP içi tartışmayı tetiklemekti. Olan da bu!
*** 4) CHP HALKA GÜVENMİYOR!
CHP'nin özünde "Halka güvenmemek" var. CHP 23 yıldır halkın Erdoğan'ı iktidarda tutmasını da bu tespitinin en büyük delili/işareti sayıyor. Yani CHP "Erdoğan'ı 23 yıldır iktidarda tutan bu halka; nasıl güvenirim ki!..." diyor. Her fırsatta; 23 yıldır seçmeni aşağılama, alay etme dilini bırakmaması da bundan!...
Ayrıca CHP bu aralar bir algı içinde: "Güvenmediğim bu halk; sanki Erdoğan'dan bıktı! Erdoğan'ı bizzat destekleyenler devirecek gibi!" içeriğinde bir politik vehme kapılmış görülüyor.
Oysa... Sosyal medyadaki ortamın 2023 seçimlerindeki rüzgarını beraber hatırlayalım. Adeta Halk neredeyse en az %60 Erdoğan'ı göndermişti!... Üstelik CHP ve muhalif partiler tek yumruk gibiydiler!... Sonuç? Erdoğan yine kazandı! Neden?
Nedeni çok basit aslında: Halk İKNA olmadıkça; iktidarı değiştirmez!
Özgür Özel'in dili, uygulamaları, algı taktikleri ile İKNA arasında hiç bir bağ yok!... O nedenle erken seçim falan olmaz. CHP bu dil, uygulamalarla iktidarın yoluna da halkı ikna ederek sokamaz!
Asıl hayati ve meseleyi çözücü soru şudur: CB Erdoğan'ın İKNA iktidarı ne durumda? Yani CB Erdoğan'ı 23 yıldır iktidarda tutan İKNA gücü ve onu güncelleyen İKNA sosyolojisi nasıl seyrediyor?
Son yedi yıldır altını çizmekten yorulmadık. Hatta CB Erdoğan ile birebir temaslı ve bu alandan sorumlu bir çok aktörle müzakereler yapmış biri olarak hep ve açıktan söyledim: CB Erdoğan'ın İKNA grafiğinde bir ENFORMATİK DÜŞÜŞ var!...
CB Erdoğan'ın İKNA ivmesi proje-gelecek projeksiyonu yerine hizmet-geçmiş algısına evrildi. İktidarın İKNA PERFORMANSI yerini muhalefetin İKNASIZ PROVAKASYONLAR sicilinden beslenir oldu. Daha da ötesini bir tespit olarak bütün yazılarımda analiz ederim: "Erdoğan sonrası Türkiye" için çalışan tek kişi Erdoğan'ın kendisi. O nedenle ne zaman iktidarı bırakacağına kendisi karar verecek; Üstelik yasal yollarla ve sandıktan çıkarak yapacak herşeyi.
Halk "Sivil itaatsizlik", "Boykot", "Sandık dışı inisiyatif", "Alternatif sivil mobing"... gibi uzatılacak hiç bir yönteme-anonsa İKNA olmaz!.... Çünkü hepsinin içini boşaltmış; bambaşka hedeflere hizmet olarak bunları istismar etmiş bir CHP sicili var!... Yani bu isimlendirmelerin aynısı ile geçmişte yaşananlar var. O nedenle CHP'nin yaptıklarını bu etiketlerle analiz etmek ( özellikle akademik dille) anlamsız ve bağlamsız kalacaktır.
O zaman.... Halkın elinde tek bir marifet kaldı/var: Sandık yoluyla iktidarı İKNA etmek!
Görülen o ki 20172den beri halk her sandıkta iktidarı ikna etmek için gerekli mesajlı kararları gönderiyor! Fakat yine görülen o ki, İktidar İKNA olmuyor!... O zaman; şu cümle önemli.
Halk ve İktidar arasında bir İKNA İLETİŞİMSİZLİĞİ var!
Bu tarz durumlarda ne olur?
Benim yakın tarih okumam şunu söylüyor: Halk kendisini İKNA edecek lider beklemez; bizzat halk İKNA edeceği lideri bulur ve konuşturur!
Kuşkusuz...CB Erdoğan halkın bu kabiliyetini en iyi bilen lider. İKNA İLETİŞİMSİZLİĞİ krizini çözmekte zorlansa da; çözmek durumunda!...
Kuşkusuz bunun yolu; Kabine değişimi veya İletişim Başkanlığı yönetiminde bir değişime gitmek değil!... Çözüm: HALKIN İKNA SÖZLÜĞÜ'nü ve ŞİMDİKİ DİLİNİ çözmek!...