Erdoğan'ın Günahları ve Keçileri
- Erdoğan'ın arınma seansları -
-KRİMİNAL RAPOR-UZMANA YAZILMIŞTIR-
Parklarda hatıra fotoğrafı çekmek amaçlı; Kafa kısmı boş olan; kalan kısmı sabit dekorlar/panolar vardır. Siz fotoğraftaki "Kafa" kısmına takılmayın. Dekora odaklanın. "Sicili bozuk" portrelerden çok "Erdoğan'ın Turpları" diye bileceğimiz süreçleri gelin beraber deşifre edelim.
*** 1) Erdoğan ile yolları ayrılmış olanların: "Biz kaliteli kuruculardık; harcandık; yerimize çapı düşük; yalakalar geldi!" safsatası.
Erdoğan'ın yönetme biçiminde iki tarz var ki; millete kene gibi yapışmış ve Erdoğan sırtından sömürü ağını yaymış tipolojiler türemiştir; Ve bunun sorumlusu bizzat Erdoğan'dır. Peki, bu iki tarz nedir ki; Erdoğan en geç beş yılda bir birlikte çalıştığı ekip tarafından tuzaklanmıştır.
Birinci tarz; Erdoğan yıllarca "Kurucu" listesinde olanları makamdan makama gezdirmiş; yeni tek bir isme yer vermeden; kurucu isimlere önce kentleri ardından bakanlıkları zimmetlemiştir. Erdoğan'a yönelik hiç bir operasyon yoktur ki; bizzat bu operasyonun içinde kuruculardan isimler olmasın!.
İkinci tarz; Erdoğan önüne hangi belge-bilgi-görüntü konursa konsun; kurucu listesinde olan tek bir kişiyi yargıya teslim etmeden; kendisine bağımlı-edilgen kişi kılarak; gözden uzak olsa da; beslemeye devam etmiştir.
Erdoğan'ın FETÖ sürecinde yediği bütün operasyonlarda bu iki tarzla kolladığı "Parti içi" isimler bilerek aktif rol almışlardır ve FETÖ ile uyumlu pozisyon almışlardır.
"Erdoğan iyidir; etrafı problemli" algısı-savunusu eksik-yanıltıcı bir gözlemdir. Gerçeği görmeyi erteler. Gerçek şudur: Erdoğan milletin verdiği gücü onu istismar edecek tipolojilere, geç fark edecek şekilde, vermenin siyasi sorumluluğunu taşımaktadır; Bu tipolojileri oyun dışı bırakmakta gecikmiştir. Bu gecikmeyi "pasif tipolojiler"le zamana yayması ikinci bir hatayı getirmiştir: Halkın sosyolojisinden uzaklaşmak....
*** 2) "Erdoğan kendisine yapılan haksızlıkları şimdi başkasına reva görüyor!" yalanı.
Erdoğan siyasi hayatında iki kritik zaaf göstermiştir: Bu iki zaaf sadece rakiplerini elememiş; bir de parti içinde yeni ve sinsi rakipler türetmiştir.
Birinci zaaf; Devlet içinde olan profesyonellerin etki-operasyon alanını "esnek kabul" ile karşılamıştır. Örneğin 28 Şubat sürecinin zalim-hain kadrosuna yönelik operasyonu "esnek kabul" ile desteklerken; 15 Temmuz operasyonunu yapacak ekibin örgütlenme kuluçkasını fark edememiştir.
İkinci zaaf: Devlete-Kamuya zarar verenlere yönelik sert müdahaleyi teşvik ederken; Muhalefet partilerin içine toplumu ifsad edecek örgütlerin hızla yuvalanmasına zaafiyet koridoru açtığını geç fark etmiştir.
"Erdoğan yargıyı siyasallaştırdı; Yargı sopasını kullanıyor!" tespiti hem eksik hem yanıltıcıdır. Gerçekçi olan durum şudur: Yargı-Bürokrasi-Askeri-Medya alanlarında eskiden beri aktif olan "Profesyoneller" küllerinden doğmakta; Erdoğan'ın rakiplerini yavaşlatırken; Erdoğan'ın küresel gündemlere odaklı olmaktan kaynaklı; Profesyonellerin aktifleşmesini görmezlikten bilerek gelmesidir.
*** 3) "Erdoğan bir azınlığı zengin yaptı; onları kolluyor; 3 Y hedeflerinden saptı!" kara propagandasıdır.
Erdoğan kendini hatırladı hatırlayalı; şunu bilir: Siyaset bir finans örgütlenmesidir ve iktidarlar üretebildikleri zenginler kadar ömürlenir. Erdoğan'ın bu bilinci iki açıdan suistimal edilmiştir.
Birincisi; Erdoğan Ulusalcılığını tamamlayamamış ülkede; "ulusalcı burjuva"anın köklerinin, suflörünün mutlak batı olduğunu bilmesinden kaynaklı: "Muhafazakar Anadolu burjuvası" planı işletti.Mesafe de aldı. Ancak bu yeni muhafazakar burjuvanın "üretmek" yerine "Kamu finansı"na asılacağını öngöremedi/görmezden geldi. Dolayısıyla "Zenginliği topluma yayma"anın önünde bu yeni burjuvanın engel olacağını kestiremedi. Aksine "ulusalcı burjuva"ya eklemlendi bu kesim ve Erdoğan sonrasında da iktidarla yoluna devam edecek.
İkincisi; Erdoğan "seçimi kazanmanın altın kuralı: Popülizm" stratejisini hiç elden bırakmadı. Fakat popülizmin yatağı olan halkın iktidardan daha fazla popülist olduğunu hesaba katamadı/veya bilerek gelmesine izin verdi. "Memur sayısını azaltmak", "EYT çıkartmamak!", "Faiz-Merkez bankası özerkliğine izin", "Bakanlıkların sayısını azaltmak", "Üretmeyene ağır vergi" gibi istikrarın temel taşların hepsini bizzat halkın baskısı sebebiyle uygulamayı erteledi; aksine yol verdi.
"Erdoğan tek adam oldu! Bir adama karşı toplum!" gibi yaftalamalar sadece "tatmin seansı" olur. Oysa gerçek başkadır. Gerçek durum şudur. Halkın popülizmi ile iktidarın süreğenliği çiftleştirilmektedir. O nedenle "Ciddi" konuların hepsini bizzat "Devlet ve aklı" devralmıştır. Bu şu demektir:
"Erdoğan vefat ederse; siyaseti nerede örgütleyeceksiniz; Erdoğan sonrası için hangi hazırlık içindesiniz?!" sorusuna odaklanmamış, hazır olmayan ve hatta bu sorudan rahatsız olan geniş bir kitle var; Üstelik bu kitle Erdoğan'ı iktidarda tutan bir kitledir.
Bu şu demektir: Siyaset sınırı Erdoğan kalmış kitle için "sınır ötesi" aslında başa dönmekten ibarettir. Bu 360 derece eğimli siyasetten sadece Erdoğan'ı sorumlu tutmak; sadece tutarsızlık değildir; aynı zamanda "tutunamama sosyolojisi"dir.
Tarih bizi uyarır: Başkasının başarısızlığı senin karnen değildir! Başı ve sonu olana da "başarı" dense de ortada bir yürüyüş gerektiren ufuk kalmamış demektir.
Her beşer gibi Erdoğan da ölümlüdür. Ancak Erdoğanın son nefesiyle beraber ölecek bir hikaye-sosyoloji varsa; İnanın yıllarca Erdoğan adını kendine rüzgar yapmış; yelkenini şişirmiş; gemisini yürütmüş geniş bir kesimi "Normalleşme hasreti" diye CHP ile mutlak entegrasyon içinde bulacağız. O da zaten bu topraklarda sürpriz değil!...