Bu gözler henüz Erdoğan'ı gözden çıkarmış değil. Çünkü dünyadaki gelişmeler ve yakında Suriye'de yaşanacak süreçler; çok açık bir planı işletiyor: Erken Seçim Yok!... Hatta "Ekrem! seçim yok!".
DİPLOMA'si
- Bir seçim ve seçmen cüzdanı olarak diploma-
İmamoğlu "Benim diplomam iptal olursa; hepinizin diplomasına, tapusuna el konulacak bir düzen var demektir. Devletin verdiği her türlü belge isteyenin kumpasla iptal edeceği anlamına gelir....".
Ortada fiili bir durum var. İmamoğlu İstanbul büyükşehir belediye başkanı seçildiği günden beri yıllardır "Cumhurbaşkanı adayıyım!..." pozisyonuna geçerek nihayet kendisini CHP'nin müstakbel adayı yaptı.
Reel politika gözlüğü ( Sonuca bakarım politik zihniyeti analizi) açısından İmamoğlu'nun aldığı sonuçları analiz etmek ayrı bir konu. Fakat ortada düzenli alınmış/verilmiş sonuçlar var. Yani İmamoğlu'nun politik hayatında elde ettiği sonuçları ister kendi performansına bağlayıp "aldı" deyin; ister başka sebeplerle ve hedefler başkası ona "verdi" deyin... fark etmez. Ortada sonuçlar ve süreçler var.
14-28 Mayıs 2023 yılında da "Erdoğan gitti!..." şenliği yapan muhalefet hezimete uğradı ve Erdoğan sonuç aldı. Muhalefet "almadı" temposu tuttu: "Verildi" diye propaganda yaptı. Sonuç ortada.
Fakat bu "Diploma" işi farklı bir konu. Türk siyasetine "Diploma" üzerinden operasyon çekmeyi örgütleyen ve seçim malzemesi yapan ilk parti CHP. CHP'nin Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmaması için "Erdoğan'ın Üniversite diploması yok!" operasyonu yürüten CHP. Bu erken sonuç almayınca "Erdoğan iki senelik okuldan dört yıla usulsüz geçti!.." ikinci tezgaha geçen CHP.
Bir şey dikkatimi çekiyor. Erdoğan'ın diploması üzerinden daha önce CHP'nin sorduğu bütün sorular, iddialar ve kamuoyuna servis edilen belgeler-yönetmelikler birebir aynı metotla bu sefer CHP'nin Cumhurbaşkanı adayına yönelik kullanılıyor. Bunun iki sebebi/arka planı olabilir.
Birincisi; Devlet aklı adayları ekndi yöntemleriyle terbiye eder.
İkincisi; Her tezgahın günü geldiğinde rövanşı olur!
Ancak İmamoğlu diplomasında "ince ayar" var; yani soruşturmanın yürütüldüğü bir teknik var: Organize işler!... Yani diploma sürecindeki savcılık iddiaları/iddialaştırılacak maddeler ile içeri alınan İstanbul'daki bazı belediye başkanlarının "Organize işler" dosyasındaki maddeler ve Medya A.Ş soruşturmasından CHP kurultayı ile ilgili şaibe soruşturması aynı.
"Dosyaların birleştirilmesi" tekniği var. Diploma etrafındaki süreç ile tüm süreçlerin Fazıl parçası gibi birleştirildiğini gözlemliyoruz ve ortaya temel bir iddia çıkıyor: "İmamoğlu'nun organize işler sicili var!...".
Peki bu algıya/sürece kim inanır ve destek verir? Öncelikle benim şahsi gözlemim şu yönde. Cumhur ittifakı İmamoğlu'nun "Organiz işler yapar!" tespitine CHP içinden ciddi destek geleceğini hesaplıyor; Başta "Hançerlendim!..." diyen Kılıçdaroğlu. Ardından bu tespiti daha önce yapmış Özgür Özel'in de zımmen-dolayımlı bunu bilip ince ayarla pozisyon aldığını düşünüyor. Hatta CHP'nin kurucu köklerinden gelen bir kesim de buna inanıyor.
Fakat İmamoğlu etrafını hızla kuşatan ve farklı soruşturmalarla "dosya birleşimi" operasyonunun CHP içinde çabuk karşılık bulacağını öngördü; tedbirini aldı ve CHP'nin adayı olarak kendine bir cephe açtı.
İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olmasını engelleyecek zaten aldığı ceza var ve istinafta bekliyor. O nedenle İmamoğlu ısrarla "Erdoğan'ı devirecek bir tek varım! Tük halkı beni bekliyor!... Erdoğan bu yüzden benin önümü kesmek için her türlü operasyonu yapıyor!...." propagandasını ısrarla yürütsede/yürütmek istese de; İmamoğlu bir şeyi ya unutuyor veya "bu saatten sonra kaybedecek bireyim yok!" diyor:
Cumhurbaşkanlık makamı "Devlet makamı"dır. Bu makamı iki aktör belirler: Halk ve Devlet.
Çünkü devletin bir yüzü halka bir yüzü de dünyaya bakar. Yani devletin halkın seçimi kadar bir de uluslararası akreditasyonu olur. Bütün devletlerde böyledir.
Nitekim İmamoğlu ilk belediye başkanı olduğunda ve karlı zor günde İngiliz büyükelçisi ile yemekte olduğu deşifre olduğunda şöyle demişti: "Türk siyasetinde belediye başkanı olup da benim kadar yabancı ülke büyükelçisiyle görüşen yok!. Demek istediği şu: İşin küresel güçler kısmını yoluna sokuyorum, geride halk kaldı!...
İşte tam da dünya yönü ve halk yönü bütünlüğü açısından imamoğlunun çifte zorluğu var. Çünkü küresel gelişmeler İmamoğlu'nun arkasında duran ve hep yapan güçlerin işini zorlaştırıyor; geriye tek yön kaldı halk!
Halk ise ekonomik zorluğun içinde çok gergin ve tepkili. İmamoğlu'nun elindeki tek politik malzeme de bu!...
Ancak halka "Hangisi "Organize işler" karakterli? İmamoğlu mu Yavaş mı?" diye sorulsa... Halk Yavaş'ı "Organize işler"de daha yavaş hatta pasif görüyor.
Mansur Yavaş'ın adaylıkta yavaş hareket etmesinin de sebebi bu. Halk nezdinde avantajlı görüyor kendini? Peki devletin dünyaya bakan yüzü açısından durumu nedir? Tabi ki İmamoğlu daha müsait ve avantajlı!
CB Erdoğan mı? Devletin iki yönünde de aktif ve örgütçü. Kan kaybı var; Fakat ayakta tedavi görüyor. Fakat Suriye süreci ile beraber hem dünya hem halk yönünde beklenmedik "kırılma/kan kaybı" hızlanma riski var!...
Neden Ahmed El-Şara sorusu ile direkt ilgili