GİZLİ TANIK HALK OLURSA!
Türkiye'de "Muhalefet Kimliği" ve "İktidar Siyaseti"
- Bir Toplumun kendisini kandırma sosyolojisi -
Veya " İktidarın hiç mi suçu yok"?
- Bu yazı gizli tanık olarak halkın tutanağını deşifre ediyor-
Her kesimin bildiği bir gerçeklik var; Fakat bunu inkar ederek muhalefet etmeyi veya iktidarı savunmayı tercih ediyor.
Örneğin İzmir'i 25 yıldır CHP yönetiyor. Tek bir eylem-protesto hatırlayan var mı? Belediyenin hizmet eksikliği-yolsuzluk tartışması sebebiyle? Hayır. İktidarın 25 yıldır yönettiği kentlerde bir çözümsüzlük-yolsuzluk iddiası sebebiyle bir eylem-protesto yapıldığına tanık olan var mı? Hayır. Veya onlarca kenti kaybetti AK Parti. İl başkanlığı önünde tek bir eylem-protesto-demeç görüntüsü var mı? Hayır. 23 yılı aşkındır CB Erdoğan iktidarda. Tek bir politikasını, uygulamasını basit bir basın toplantısı ile tepki-uyarı-protesto formunda dilllendiren iktidar seçmeni var mı? Hayır. CHP'nin onlarca yıldır belediyelerinde hizmet sorunu, yolsuzluk ve hatta içeri atılan belediye yöneticileri oldu; tek bir gün CHP il başkanlığı veya belediyesi önünde eylem-protesto var mı? Yine Hayır. Olmaz da!...
Çünkü iktidarda veya muhalefette olan partiler değil; halkın kendisi. Halkın kendine özgü bir yargılama kültürü var!
Dolayısıyla halk kendini niye protesto etsin!... CHP'yi eleştirmek muhalefetteki CHP'li halk için kendi kalesine gol atmak demek. Veya en ufak bir iktidar eleştirisi AK Partinin kendi kalesine gol atması kabul ediliyor. Dolayısıyla muhalefetin de iktidarın da yapıp ettiklerinden ötürü yaşanmıyor mevcut eylemler-sokak hareketleri...
Aslında olan şudur: Halk "bölünmüş sosyoloji" üzeredir. Ve aslında partileri "Megafon/Hopörler" işlevinde kullanan bizzat halktır. Halkı partiler kullanmıyor; partileri bizzat halk kullanıyor.
25 yıldır elindeki cep telefonuyla iktidara yönelttiği suçlamaların, eleştirilerin, uyarıların gerekçelerini aynı hata-suç üzere olan kendi partisi veya belediye yönetimine yönelten hiç muhalefet seçmeni var mı/gördünüz mü? Hayır. Muhalefete iktidarı savunmak adına eleştiri yapan iktidar yanlısı birinin kendi iktidarında aynı hata-suç olduğunda aynı tepkiyi kendi iktidarına yaparken gören var mı? Yine hayır!.... Neden?
Çünkü eylem-protesto hak-hakikat veya "demokratik davranış" üzere bir "seçenek" olarak görülmez bizim ülkemizde. Aksine biz de istisnasıZ bütün eylemler-protestolar halkın bir kesiminin diğer kesime karşı "sosyolojik maç" olarak gördüğü bir "Görünme iktidarı" kültürüdür. Yani halkın kendi arasında olmaktadır sokak-sandık eylemleri.
"Git artık Tayyip!..." seslenişi aslında 25 yıldır ona oy veren seçmene, halkın bir kesiminden verilen mesajdır: "Artık!...Sıra bize gelsin!...".
Özellikle bu sosyolojik maç bir de "sanal stada" taşınınca; adeta bir de sanal dünyada "paralel sosyolojik maçlar" varolunca; bu halk kapışması aldı başını gitti. Üstelik hakemsiz, kuralsız bir lig burası.
Gelin İmamoğlu üzerinden yürütülen bu sosyolojik maçın "saha stadı" ile "sanal stad" kodlarının en kritik olanını deşifre edelim.
1) DOSYANIN İÇERİĞİ ÖNEMLİ DEĞİL / SEBEPSİZ ARBEDELER
CHP çok açık bir strateji yürütüyor. Talimat şu: "Hiç kimse hiç bir şartta, soruşturma dosyasının içeriğine girmeyecek!... Varsa; yoksa; "Erdoğan rakibine siyasi operasyon yaptı; sandıkta yenildiğini yargı eliyle almak istiyor!...denecek.". Nitekim CHP de seçmeni de bu talimat üzere ve asla dosyanın içeriğine girmiyor. Çünkü girse çıkamayacak!...
İktidarın da stratejisi çok net: "Dosya içeriği iddia değil; "Durum budur; Turp budur! temposu tutun!". Nitekim AK Parti yönetimi de seçmeni de bu duruma vaziyet ediyor.
Ancak CHP ve AK Parti dışında bir iki cephe daha var: Devlet ve Küreselciler. Yaşananları sadece CHP ve AK Parti gözünden/gözlüğünden görmek asla gerçek durumu görmeyi sağlamaz. Bir de Devlet-Küreselcilerin maçı olarak da okumak gerekir her sokağı ve sandığı.
Devletin her zaman dikkati örgütlerde olur; Küreselcilerin dikkati ise "Tatminsiz Birey"lerde.
Nitekim örgütlerin ve "tatminsiz birey"lerin umurunda değil CHP ve AK Parti. Örgütler psikolojik dünyalarında mesafe almak ve profesyonel ataklarda odaklı iken; "tatminsiz birey"ler ise hayatın içinde ne muhalif ne de iktidar olamadıkları için; kendilerini "sembolik eylem"lerde tatmin etmek peşindedirler. Açalım:
2- BİR "TATMİN" ALANI OLARAK SOKAK
Bir gerçeği bilelim: "Demokratik yöntemlerle hak arama ", "Demokratik tepki hakkını örgütleme" bizim ülkemizde henüz oturmuş/gelişmiş değil. Daha doğrusu bölünmüş sosyoloji üzere halkın hem bu kültürü yok ve de buna ihtiyaç da şimdilik hissetmiyor.
O nedenle ölümsüz-küfürsüz-darbesiz-zararsız bir eylem-protesto örneğimiz hiç olmadı! Uzun süre de olmayacak.
Bütün eylemlerde-protestolarda muhalefet ve iktidar tarafından örgütlenmiş seçmen dışında; aktif olan ve aslında asıl "esas oğlanlar" olanlar var: Tatminsiz bireyler!
Bizim ülkemizde inanılmaz yaygın inanılmaz "tatminsiz birey" ağı var. Bu tatminsiz bireylerin tabi iç yolculukları var: Örneğin.
2a) Özel hayatında kariyeri, çevresi, kabullenilmesi için "sokak eylemine katıldım!" şeklinde bir CV doldurma psikolojisi var. Özellikle Türkiye'de "Sanat camiası" ve "İş hayatı odaları" tam da bu tatminsiz bireyler için büyük fırsat. Sanat ve İş dünyasında ilerlemek için bu CV önemli. Nitekim bütün sokak hareketleri bu tatminsiz bireylerin aslında bir CV doldurma hareketi.
2b) Batıcı ve kompleksli tipler. Batı dünyasına her konuda özenen, beğenen ve kendi ülkesinden bir konu da olsa utanan; yani kendi toplumundan tatminsiz kalmış tipler. Batı dünyasına ülkeyi şikayet etme ve eylemlerde bulunmayı "ülkeme demokrasi getirmek için mücadele halindeyim; Batı! Gör beni!" diyenler. Batı ülkelerine seslenme, büyük elçilerle görüşme hastalığı... en tipik belirtilerden.
( Mesela kimse İmamoğlu'nun "tatminsiz birey" tiplojisinde olduğunu fark etmedi. Oysa onu kendisine çok yakın gören ciddi bir tatminsiz birey sayısalı var.)
2c) İdeolojik halisnüsyon görenler. Bunlar aslında gerçeklik-sanrı arasında sıkışmış fakat ciddi mürekkep yalamış tipler. "Eylem-Seks" enerji içeceği bağımlısı olmuş tipler. Sokak eylemlerinde demeçler ve sanatsal gösteri örnekleri sergilemekten acayip anlık tatmin olan tipler. CHP içindeki bütün örgütçü tipler bunlar. Özel hayatlarında eylem-seks enerjisi dışında hayata, topluma söyleyecekleri kalmamış soğuk savaş döneminin politik zombileri gibi CHP'ye moving yapan tipler.
2d) "Fırsat tatminsizliği" sendromuna girmiş olanlar. İşte en fazla olan-kitlesel olan bu alan. Çünkü bu kitle; aile, çevre, okul, şehir, devlet gibi istisnasız tüm aşamalarda haksızlığa uğradığını düşünen ( çoğu zaman ciddiye alınması gereken haklı gerekçeleri de olan) ve yaşadıklarını "İktidardan kaynaklanıyor!" diye "saplanmış/saplantılı" hale getirmiş bireyler bunlar. İşte bunlar her türlü çağrıya, provakasyona, yönlendirmeye açık bireyler.
Not: "Tatminsiz birey" bir şekilde hayatında bir eksiklik, bir ulaşamama, bir kabullenilememe ve en önemlisi kendi planını gerçekleştirmeme sürecidir. Ve en yaygın birey profilimizdir. Ve asla küçümsenmemelidir. Çünkü kendi insanımızdan bahsediyoruz; kendi çocuklarımızdan, gençlerimizden...
Maalesef.... Devlet bu "tatminsiz birey"lere odaklı değil. Örgütlü olmadıkları sürece; çözüme de yanaşmıyor devlet. İşi iktidara ve muhalefete ihale ediyor. Yani devlet kümelenme-örgütlenme aşamasına gelmedikçe bu geniş kitleyle ilgilenmiyor. Tabi bence; büyük stratejik hata yapıyor... Neyse; başka bir yazı konusu.
Nitekim bu kitle hem muhalefetin hem de iktidarın "siyasi malzemesi" olmak dışında; çözümlenen bir alan olarak görülmüyor. Daha açık bir cümle kurayım "tatminsiz birey" tipolojisi tüm siyasi partilerin kavga dönemlerinde işine geliyor!...
Hatta bir onlarca ilde yaptığım araştırmada gördüm: AK Parti döneminde bu "tatminsiz birey" tiplojisinde azalma, minimum eşik beklenmiş.. Fakat aksine çoğalmış!... Sebebplerini tespit hayati bir konu.
İşte bu büyük boşluğu küresel akıl hızla dolduruyor ve bu "tatminsiz birey" tipolojisi üstünde çalışıyor ve sürekli sonuç alıyor. Çünkü sayıları milyonları buluyor bu bireylerin. Sadece bu bireylere hitap eden yüzlerce medya kuruluşu ve STK'lar var! Hepsinin kökü Batı ülkeleri. Sosyal medyada milyonları bulan kitle, söz konusu batı kökenli odakları beğeniyor ve abone alıyor. Bahsettiğim "Dış güçler!" değil; aksine "İç güçler"den bahsediyoruz.
O nedenle dijital dünya-sanal dünya-sosya medya ortamında; her an bir dakikalık bir görüntü ( ki bu görüntülerin tamamına yakını bu "tatminsiz birey"lerden seçiliyor) önce sosyal medyada eylemlere-gündemlere dönüştürülüyor sonra da sahaya indiriliyor.
Bat ülkelerinin bu bireylere hakimiyeti o kadar etkili ki; her gündeme 48 saatte belgesel üreten; on binlerce reel video üreten bir mekanizması var.
Unutmayalım: sosyal medya iktidara gelmeye en yakın "ara iktidar" alanıdır. "Ara iktidar" AK Partinin kontrolünde değil8dir.).
AK Parti hiç bir zaman bu "ara iktidar"ı kontrol altına alamamıştır. Çünkü enformasyon ağı ve ekibi bu "Ara iktidar" ile baş edecek hiç bir hazırlık içinde değildir. Daha çok "dezanformasyonla mücadele" eşiğinde kalmıştır. Tabi bir de "Erdoğan'ın omzuna silah koyup karşıya ataşe etmek" önemli bir CV ve kariyer hareketi oldurulmuştur.
Türkiye'de "Ara iktidar" küreselcilerin elindedir ve hatta elindeki oyuncaktır. CB Erdoğan ise, bilinmez bir sebeple, enformasyonu sadece kendi kontrolüne almakta ısrar etmektedir. Ve seçimden sonuç almaya odaklı bir enformasyon peşindedir; gerçi sonuç da almaktadır. Ancak tatminsiz bireyler çoğalmaktadır bu arada.
TOPARLAYALIM:
3) İKTİDAR "SUÇLUYU TESLİM ETMEME" STRATEJİSİNDE. ERDOĞAN'IN "YARGILAMA" TARZI!
25 Yıldır Erdoğan'ın hiç vazgeçmediği bir stratejisi var: Kendi etrafı dahil; Parti teşkilatı dahil; Bürokrasi dahil; ve hatta muhalefet edenler dahil; Erdoğan, hata-suç işleyen ve belgelenen kim varsa etrafında; onu "yargıya teslim" etmiyor. Rakiplerine ise asla etmiyor. yargı yolunu da "ELİNDE BELGE OLAN KENDİ GİTSİN SAVCIYA! ELİNİ TUTAN MI VAR" diye "TOPU GÖĞSÜNDE YUMUŞATMAK" taktiğini uyguluyor. Yani;
CB Erdoğan çoğu zaman kendi yönetemleriyle cezalandırıyor: Ve bir klasik hale gelmiş bir operasyon tekniği var: O kişiyi "Tatminsiz birey"e dönüştürüyor. Bu şu da demek; yakalanan "Tatminsiz birey" eşiğine düşünce/düşürülünce; bütün tatminleri artık CB Erdoğan'ın elinde oluyor!... Bu psiko-siyaset klasmanı.
Zaten bütün sanal ve sokak eylemlerine destek verenlerin içinde eski AK partili/Erdoğancı olanların, istisnasız hepsinin, 25 yıl içinde Erdoğan ile bir hikayesi var. Dikkat edin; Erdoğan'dan ayrılmış ve karşıtlanmış eski ekibinin çoğunda bir "Erdoğan sendromu" belirtisi de var. Sendromun kan tahlilinde de "Tatminsiz birey" aralığına düşüldüğü hep görülmektedir.
( Özel bir örnek vereyim; dikkat çekeyim: En son örneklerden biri: Hüseyin Kocabıyık. Ne diyordu Kocabıyık " Yıllarca verdiğimiz mücadele bunun için mi? Bize yapılan haksızlığı başkasına yapmak mı? Kendine darbe yaptın! farkında değilsin!...". diye CB Erdoğan'a posta koyuyordu ve Erdoğan'ın cezaevi yıllarındaki kendisinin de olduğu fotoğrafını paylaşıyordu. Nitekim partiden ihraç edildi. Peki Kocabıyık neden bu tiviti attı. Aslında olayları fırsat bildi! Çünkü ve oysa; Kocabıyık ve eşinin siyasi kariyerinde tartışma konusu olan "İmamoğlu tarzı iddialarla" muhatap olmuşluğu var ve Erdoğan onu yargıya teslim etmedi ve "tatminsiz birey" eşiğine düşürdü. Yani operasyon yemiş biri Kocabıyık. Erdoğan'ın "Tatminsiz Birey" eşiğine düşürdüklerinden. Kocabıyık'ın tepkisi bundan. O nedenle "Tatminsiz birey" durumu özü itibariyle "kötü bir durum" değil; bir daha çok "arayış-sancı-çaresizlik" hali. Dolayısıyla "tatminsiz birey" ifademiz bir suçlama değil; bireyin yolculuğunda bir "durum" aşaması...
CB Erdoğan'ın FETÖ tartışmalarının yoğun olduğu dönemlerde bir çok milletvekilini, belediye başkan ve meclis üyelerini; onlara yönelik suçlamalar karşısında uyguladığı ceza yine aynıydı: "Tatminsiz birey" eşiğine düşürmek. Hatta bazılarını istediği zaman ödüllendirdi, istediği zaman cezalandırdı!...
O zaman kritik soruyu soralım. CB Erdoğan'ın yargıya/savcıya teslim ettiği kimse yok mu? Var. Hepsi muhalefet yanlısı mı? Hayır!.. Aksine iktidarın parçası olup da teslim edilenler de var. Fakat sessizce ve devletle kendi yöntemince veriyor. Gözlerden ırak ve patırtısız!
Peki CB Erdoğan açıktan kendi ekibinden birini teslim etse; oyu artar mı? Belki. Fakat Erdoğan'ın şu tecrübesi ve iddiası var: " Siyaset kurban vermez! Verirse; mutlaka bıçak kayar!...". Peki halk ne düşünüyor? Cevabı çok açık:
Halkın kendisi de yıllarca oy verdiği partiden kurban istemiyor ve vermesi durumda da o partisini cezalandırıyor!... İzmir'de kurban isteyen CHP'li halk gördünüz mü? Veya örnek olsun diye iktidarın yıllardır yönettiği bir il gördünüz mü?
O zaman bir gerçeği kabullenmişiz demektir: YARGI SİYASALLAŞMIYOR. VEYA SİYASET YARGILAŞMIYOR!
AKSİNE; HALK YARGIYI KENDİSİ YAPMAK İSTİYOR; AMA SOKAKTA AMA SANDIKTA! yani YARGI HALKLAŞIYOR!
O nedenle halkı yabana atmayalım!. Halk kendini tatmin için çok rahat kurban bulur ve başkasına kestirtir!...