- TÜRKİYE CHP İKTİDARINA NEDEN HAZIR DEĞİL-
- Süreçler sosyolojik-Yazılar da Uygun olsun-
Türk siyasi tarihinde partilerin iktidara geliş-kalış ve ayrılış şartlarını iyi bilenler; "Erdoğan ne zaman gider?" meraklıları da; CHP ne zaman iktidara gelir öngörüsünü de; kolaylıkla çözümlerler. Gelin birlikte bu şartları-kodları deşifre edelim.
1) DEVLET (AKLI) İSTEMEDİ Mİ; İKTİDARA GELEMEZSİN.
Herkes şu gerçekçi pratiği unutuyor; "DEVLET İKTİDARI" diye bir şey var. Devlet iktidarıyla uzlaşmayan, uyuşmayan ne iktidara gelebilir ne kalabilir. Peki "Devlet İktidarı" nedir? Dikkat edin; "Kimdir?" diye sorulursa bu iktidarı tarif edemezsiniz. "Nedir?" daha çözümleyicidir. Cevap verelim: "Kuruluş felsefesi ve ideası" bir devlet iktidiranın "Nedir?" sorusuna bir cevaptır.
Türkiye'deki ana kriz: Bu "Kuruluş felsefesi ve ideası" orjinini Osmanlısız tarif etmek isteyen CHP ile; Cumhuriyetsiz tarif etmek isteyen DEM arasında sürdürlen "Ayrılıkçı" siyasettir. CHP de "ayrılıkçı siyaset" üretmekten ısrarla vazgeçmemektedir. Ayrılıkçılığını ise "Devleti bölmek" değil "Toplumu bölmek" üzere kuruludur. 45 yıldır iktidara gelemeyişinin ana sebebi budur.
Kuşkusuz, Cumhur İttifakının "Devletin Kuruluş felsefesi ve ideası" orjinini "Osmanlı-Cumhuriyet" bütünlüğü içinde tarif etmesi; devlet iktidarına eklemlenmesini sağlamıştır. Bazıları "AK-MHP Devletleşti!" diye etiketliyorlar. Bu bir eksik görme halidir. Partiler devletleşemezler. Devletler de partileşmeye inmezler. İktidar-Devlet uyumu ancak kuruluş felsefesi ve ideasında buluşmakla olur.
İmamoğlu'na operasyonu "devlet iktidarı" yapmaktadır. Bileşeninin Cumhur İttifakı olduğu ayrıca doğrudur. İmamoğlu'nun İBB başkanı olduğu günden itibaren iş tuttuğu adres "Devlet iktidarı" değildir. İmamoğlu belediye imkanlarını "örtülü kariyer finansı" yapmakta tek başına da değildir. CB Erdoğan'ın "Gün geçtikçe ahtapotun kolları ortaya çıkacaktır; Turbun büyüğü bu yaşananlarda da değil!..." demesi; şu öz güvenden kaynaklanmaktadır: Devlet iktidarı Cumhur ittifakına "taraf" olmuştur. Bu eleştirilebilir, siyasi senaryolara konu olabilir.
Ancak 31 Mart gecesi Özgür Özelin "İktidara geliyoruz; ilk mesajımız; Rusya ve Çin'e NATO üyesi olduğumuzu göstermek olacak!" demesi ile İmamoğlu'nun İBB başkanı olduğu günden beri Yabancı ülkelerin büyük elçileriyle düzenli iş tutması aslında bir politik "Kare" değildir, bir zihniyet "Kararı"dır ve o da şudur: "Küresel iktidar ile çalışacağız."
Sahi, CHP nasıl olur da kendi "Devlet iktidarı" ile değil de Küresel iktidar ile iş tutar; üstelik Atatürk'ün ve Cumhuriyetin kurduğu/ihdas ettiği parti olmasına rağmen. Bu analiz gerektirecek bir konu değil; Çok net bir durumdur: CHP "Batıcı"dır.
Fakat Devlet İktidarı "Batıcı" değildir. Yüzü Batı'ya dönüktür; Ancak "Batı"cı değildir. Neden yüzü dönüktür; Hem Osmanlı hem Cumhuriyet yüzü Batı dünyasına dönük kurulmuştur. Türkiye bir Doğu Avrupa ülkesidir. Bu 600 yıldır böyle. Nitekim "Turan"cılık bile yüzünü Doğu'ya dönme değil; Batı'ya doğru yolculuğunda Doğuyu arkasına rüzgar alma stratejisidir.
AK Parti kuruluş aşamasında "Batı karşıtı" ve "Doğu'ya mesafeli" bir pozisyon almış olsa da; Stratejisi başlarda "Ortadoğu" medeniyeti öngörse de; Erdoğan 2007-2009 aralığı itibariyle bu stratejiyi bırakmıştır. Erdoğan'ın AK Parti kapatma davası sürecinde yaptığı basın toplantısındaki konuşma metninin "Soğuk savaş şartlarında düşünüp davranmışım!..." demesi bundandır.
O nedenle tereddüt etmeden söyleyebilirim kendi adıma. Erdoğan 2009'den beri "Devlet İktidarı" ile uzlaşmış ve CHP'nin Devlet içindeki bütün dokusunu söküp atmaya başlamıştır. Kuşkusuz bu süreçte en büyük hatası "FETÖ" örgütünün CHP ile aynı pozisyonda yani "Küresel iktidar" ile çalıştığını geç fark etmesidir. Neyse...sadede gelirsek: Devlet İktidarına parmak sallayan iktidara gelemez!...
İmamoğlu yaptığı bütün "şüpheli" işlerinde her fırsatta devlet iktidarına parmak sallamıştır. Hepimiz göreceğiz dosyalar, itirafçılar artacak. Kamuoyuna zamanı geldikçe dosyalar sunulacak. CB Erdoğan ise "devlet İktidarı"sın sağlam hizmetçisidir. O nedenle "iktidara gelmek ve kalmak" üzere değil; Devlet iktidarının ikinci yüzyıldaki yol haritasına katkı sunmaktadır. Birileri bunu "Diktatör!" diye tarif etmek isteye bilir. Oysa "Dikte" eden devlet iktidarıdır. Osmanlı-Cumhuriyet kurucu felsefesi ve ideası Cumhur İttifakı döneminde hızla entegre edilmiştir.
*** 2) SANDIK İKNA EDİLMEDİ Mİ; İKTİDAR OLAMAZSIN!
CHP'nin en büyük açmazlarından biri sandığı ikna edecek yolu-yöntemi bulamamasıdır. Araçlardaki "Taşıt tanıma" gibi ısrarla "Atatürk" enerjisini sömürse de; sandık bir "rejim" değil "demokrasi" aracıdır. demokrasi aracına "benzin" diye ne "Atatürk" taşıt tanıma aparatı takabilirsiniz; ne de "Din" aparatı.
CHP'nin Ak Parti iktidarının kendine "Din"'i taşıt tanıma olarak taktığını ve kullandığını iddia etse bile; bu sosyolojik ve siyasi karşılığı olan bir durum değildir. Çünkü halkın "Din-Dindarlık" kültürü ile Erdoğan'ın Din-dindarlık kültürü mutlak eklemlenmiş/benzeşmiş değildir.
Ancak CB Erdoğan ile halkın örtüşen iki kritik gündemi vardır: Ezan ve Örtü. CHP'nin en az elli yıl ısrarla saldırdığı iki gündem de hep ezan ve örtü olmuştur. Dolayısıyla AK Parti iktidarı döneminde "Din" değil "Dindarlık ve Muhafazakarlık" kendini güvende hissetmiştir.
Saraçhanedeki protestolarda "Osmanlı mezar taşlarına saldırma" ve "Ezan'da ıslık çalma" aslında psikolojisi bozuk bazı örgüt ve hastalıklı yaşam tarzı olan çok dar çevrelerin tavrı; CHP geleneğinin dindarlık-muhafazakarlık kültüründe bu vandallık yok. Ancak Ezan-Örtü-Osmanlı v.b. konularda "Şüpheli sicili" olduğu için; vandallıklar mıknatıs etkisi gibi çabuk yapışıyor.
Halk henüz "CHP iktidarı"na ve İmamoğlu'nun Erdoğan sonrası beklenen lider olduğuna "sandık iknası" içinde değil. Bu yolsuzluk soruşturması Erdoğan üzerinde değil İmamoğlu ve CHP üzerindeki şüpheyi artırmıştır. CHP "15 milyon ayaklandı; üstelik iki günde!..." salvosu "Erken seçim olsun!" mesajından çok "Daha fazla CHP2nin üstüne gelmeyin!" beklentisidir.
"Sandık ikna"sı konusunda iktidar karnesine baktığımızda; CB Erdoğan'ın da 2017'den yana her yıl "sandık ikna" karnesi "kırık notlar"la artmaktadır. Ve halkın psikolojisinde "Erdoğan sonrası" odaklı sosyolojik bir "etrafına bakmak" eğilimi de artmıştır. Fakat CHP ve muhalefet partileri bu iklimi yanlış anlıyorlar; Bu iklim "Erdoğan dönemini kapatıyoruz!" süreci değildir; "Erdoğan sonrası için bakınıyoruz!" kararıdır. Bu da iktidara gelmenin üçüncü şartına işaret etmektedir:
*** 3) GELECEĞİ BUGÜNE TAŞIYAMAYAN İKTİDAR OLAMAZ.
Oysa CHP hep "Geçmişi bugüne taşımak"ta ısrar etmiştir. CHP'nin Cumhuriyet kuruluş dönemini anlatmak yerine ısrarla gelecek diye taşıması; iki krize neden olmaktadır: Cumhuriyet'in kuruluşu anti-emperyalist bir süreçtir, ancak CHP, NATO üyeliğinden beri; emperyalistlerle halkına onlarca operasyon yapmıştır; Kürt meselesinin bile köklerinde CHP politikaları vardır. CHP "geleceği bugüne taşımak" adına da olsa "Atatürk" kadrajını üretemediği gibi; Özgür Özel'in "Biz Jon Türkleriz; İttihat Terakkiyiz!" jargonu CHP'nin "Ben geçişte tutuklu kaldım!" şarkısını sevdiğini gösteriyor.
İktidara gelirsek; AK Partinin başarısı ise geleceği bugüne taşıma becerisi sayesinde olmuştur. Ancak AK Partinin , henüz sebebi bulunmadı, son beş yıldır "Geçmişi bugüne getirmek" metoduna sığındığını görüyoruz. AK Parti yaptıklarıyla yirmi yıldır kendini konsolide etmesine rağmen; hem mevcut sorunları hem gelecekle ilgili soruları ısrara "Bir zamanlar büyük işler yaptık!" formunda "geçmişi bugüne taşıma" pozisyonunda atlatmaya çalışıyor; fakat atlatamıyor.
( Ara not: Babacan, Davutoğlu gibi siyasetçiler eğer "Geleceği bugüne taşıma"ya odaklansalardı; bugün durumları çok farklıydı. Fakat bir ironidir; onlar da "AK Partinin tüm başarı geçmişinde biz vardık!" diye bir tutumda tutuklu kaldılar. Millet Erdoğan'ın bile geçmişi bugüne taşıma dilini 2017'den beri yavaş yavaş cezalandırıyorken; Davutoğlu ve Babacan'ın aynı pozisyonda bir de çok fazla iğretileştiren ego dili; "Düşük yapan çocuk" gibi kıldı...)
SONUÇ OLARAK; Devlet iktidarı ile uzlaşmış; Sandıkta "Atatürk", "Din", "Bayrak" gibi ortak değerleri "taşıt tanıma" yapmadan siyaset üretebilen; sandığı ikna edenler; Ve geleceği bugüne taşıyanlar çıkarsa; Erdoğan sonrasının alternatifi olur!
Devlet iktidarına ( Savcısına, Polisine, Bürokratına sembolik adresler diye) parmak sallarsan; Atatürk'ü taşıt tanıma kılarsan; geleceği de bugüne getirmek yerine hem tuhaf hem de saçma olan "22 yıldır zulüm var, hizmet yok!" absürt ve safsata bir politik dilde ısrar edersen; sadece iktidarı sokakta ararsın!
AK Parti ( Teşkilatı) ise 2017'den beri "Erdoğan" rüzgarında yol alıyor; Ancak "Erdoğan sonrası" dönemine ilişkin en ufak bir hazırlık, tedbir, yol haritası üzere ve ihtiyaç üzere değil/görülmüyor. Çok rahatsızlık duyulacak bir tablo olsa da; gerçek şu: Erdoğan'ın son nefesiyle birlikte dağılacak bir sosyoloji ve bölünecek bir örgütlenme sürecine tanık olacağız.
Peki Millet "Erdoğan sonrası"sın kodlarını tespit ettimi? Kısmen; kafa karışıklığı netleşmedi. Yalnız iradesi bu yönde.