Bir avuç insan, milyonlarca insana,ülke olarak kuşatılmış olduğumuzu.. her gün hunharca soyulduğumuzu... perdenin önünde başkaları olsa da, arkasında hırsız Siyonistlerin olduğunu anlatmaya çalışıyor.. göstermeye çalışıyor.. ama nafile... Eğitim kurumlarında tarlamız öyle bir sürülmüş ki, en yakınlarımızı dahi, siyonist paganlar tarafından soyulduğumuza ikna edemiyoruz...
İyide bu kadar hırsız bu kadar hain, bu kadar devşirme Türkiye Cumhuriyetinin en kılcal damarlarına kadar nasıl sızdı..Üç beş satırla adım adım özetleyeyimde, bilenler hatırlasın..Bilmeyenler öğrensin...Bu bilgileri bilmezseniz, birşey biliyorum demeyin..
Evet...
İsmet İnönü, 2. dünya savaşında Rusların yenileceğini düşünerek Almanlarla gizli görüşmeler gerçekleştirir..Savaş esnasında Ruslar Berlin'e girdiğinde bu diplomasinin tüm evraklarını ele geçirir..Bu saatten sonra Rusya ile Türkiye arasındaki ipler tamamen kopar..Savaş sonrasında Ruslar Türkiye'den toprak talebinde bulununca, İnönü çareyi ABD ittifakına sığınmakta bulur...
ABD'nin istediğide budur zaten...Nitekim; Nelson Rockefeller 1941'de ABD Başkanına bir mektup yazar ve bir takım isteklerde bulunur..Bu mektupta aynen şu satırlar yazmaktadır;
”Büyük ölçüde politik ve askeri nüfusu garantileyecek genişlikte bir ekonomik yayılma palnını Asya,Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır..Oltaya takılmış balığın yeme ihtiyacı yoktur...
Türkiye gibi ülkelere doğrudan ekonomik yardım yapılabilir...Ama bize uygun hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri etkisiz halde bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır...Türkiye oltanın ucundaki balıktır..Fazla yeme ihtiyacı yoktur..Az miktarda askeriyeyi yemleyin..Birde akademisyenlere önem verin..Türkiye batılılaşma hususunda labaratuvar ülkemiz olacaktır..."
Evet...Sonra nemi olur...
ABD ile 23 Şubat 1945'te yardım antlaşması imzalanır..Bu anlaşmanın akabinde, Amerikan heyeti, Türk ordusunu inceleyip,lazım olan silah/cephane listesini çıkartmak üzere Ankara'ya gelir... Böylece Amerikan ajanları, kolayca Türk ordusuna sızmaya başlar..Amerikan heyetinin oluşturduğu listedeki silahların alınabilmesi için 27 Şubat 1946'da 10 milyon dolarlık kredi anlaşması imzalanır... Anlaşmaya göre Türkiye silahları Amerika'dan alacaktır..Amerikadan silah almak içinde, yine Amerikaya 10 milyon dolar borçlanacaktır...
Bu anlaşmadan sadece iki ay sonra 7 Mayıs 1946 Ödünç Verme ve Kiralama antlaşması imzalanır...
Bitermi...Bitmez...
Şubat ayında imzalanan kredi anlaşmasıyla ABD'den alınan kredinin nasıl ödeneceğiyle ilgili olarak 6 Aralık 1946 tarihli yeni bir anlaşma daha imzalanır. Bu anlaşmaya göre ABD, borç karşılığında Türkiye'de kullandığı gayrimenkulleri satın alabilme hakkına sahip olur..Yanlış duymadınız.... Normalde Türkiye'nin yabancılara taşınmaz satması yasaktır... Fakat bu anlaşma ile birlikte bu yasak delinir...
Hükümet, yasağa takılmamak için 10 Şubat 1947'de yeni bir kanun daha çıkartır ve böylece yabancılara gayrimenkul satışı kolaylaşır...
Türkiyenin Amerikadan aldığı 10 milyon dolarlık kredinin ödemeleri 1947 senesinde başlar.. Fakat Türkiye borçlarını ödeyemez..Aksatır. ABD bu durum karşısında 10 Şubat 1947 tarihinde yeni bir anlaşma daha önerir... Bu anlaşmanın konusu EĞİTİM'dir... Yani askeri alandaki pürüzleri halleden Amerika için sıra eğitim alanına gelmiştir...
İmzalanan anlaşmaya göre Türkiye parayı ABD'ye ödemek yerine TC Merkez Bankası'nda bir hesap açıp oraya ödeyecek, ABD bu parayı EĞİTİM ANLAŞMASI hükümlerine göre dilediği gibi kullanacaktır...Para, 4'ü Türk 5'i Amerikan olmak üzere 9 kişilik eğitim komisyonu tarafından çoğunluk esasına göre (Yani ABD lehine) alınan kararlar doğrultusunda harcanacaktır..
Komisyon ABD'den seçilen öğrencilerin Türkiye'de eğitim, araştırma, öğrenim ve diğer eğitim faaliyetlerinde bulunmasını sağlayabilme yetkisine sahiptir...buradaki "ve diğer eğitim faaliyetleri" hükmü önemlidir..Çünkü bu ibare,komisyonun yapacakları konusunda "sınırsızlık" getirmektedir.. Komisyon bu ibarete dayanarak, ABD'den "öğrenci adı altında" getireceği herkesi memlekette araştırma ve akla gelebilecek her türlü "eğitim" faaliyeti altında kullanabilme yetkisine sahiptir artık..iş bu kadarla da sınırlı değildir... ABD dışişleri bu öğrenci görünümlü tipleri her türlü finanse etme yetkisine sahiptir.. Komisyon ayrıca Türkiye'de burs vermek, burs vermek için memur tayin etmek gibi haklara da sahipti...Ayrıca komisyon, her sene ABD dışişleri bakanına rapor sunma hakkınada sahipti...Düşünün... Türkiye sınırları içerisinde tamamen denetimsiz şekilde memur tayin edebilen, öğrenci adı altında üniversitelere ajan yerleştirebilen ve her yıl Abdye rapor verme mecburiyetinde olan bir komisyon..!
Düşünsenize..ABD Türkiye'ye silah satıyor... Bunun için 10 milyon dolar borç veriyor..Borcu geri alamayacağını bile bile veriyor bu borcu..Sonrada borcun ödenememesini sebep göstererek eğitim anlaşması imzalayıp tam donanımlı bağımsız bir "eğitim komisyonu" ile tüm ajanlarını içimize sızdırma imkanı buluyor... Zaten ne oluyorsa bundan sonra oluyor....Bu anlaşma, tam metni ile birlikte 1950 yılında resmi gazetede yayınlanıyor...Peki ismi ne..?
"Fulbright eğitim anlaşması.."Bu anlaşma Hem Türkiye'nin tarihini ve talihini değiştirmesi açısından, imzalanan en önemli anlaşmadır..
Bitermi...Bitmez...
12 Temmuz 1947 de Misyonerlerin rahatça çalışabilmesi içinde bir antlaşma imzalanır...
14 Mayıs 1947 de Dünya Bankasına,11 Mart 1947 de IMF’e üye olma anlaşması imzalanır ..
1948 de Marchalle Yardımı kabul edilir...1948’de İsrail kurulur...İsraili ilk tanıyan ülke Türkiye olur...
Bu arada,Nuri Demirağ’ın Uçak fabrikaları iflas ettirilir...Mart 1950’de Bakanlar Kurulu kararıyla tamamen kapatılır..Yani derin ABD, eline geçen fırsatı çok iyi değerlendirerek Türkiye'yi adım adım avucuna almayı başarır...Parayı kaşıkla verir..Kepçe ile, kazan ile toplayacağı günler için hazırlığını yapar..Tohumları eker..Beklemeye başlar..
Türkiyeyi tamamen ele geçirmek için içerideki maşalarını kullanmaya devam eder...
1961-1963 yıllarında, Türk hükümetinin kamu yonetimi danışmanı Amerikalı dr. richard podol'dur..Podol, aynı zamanda devlet personel dairesinde de gorevlidir..Richard Podol, Türkiye'de, bürokrasimizle ilgili olarak bir rapor hazırlar ve bu raporu ABD'ye sunar....Bu rapor podol raporu olarak tarihe geçer..Ve Türkiye'de siyasetin ve kamunun nasıl ele geçirildiğini anlatması açısından çok önemli bir rapordur..Bakın bu raporda neler yazar;
'Yirmi yıldan fazla bir zamandır Türkiye'de faaliyette bulunan Amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır... Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk'ün bulunmadığı bir Bakanlık ya da bir İktisadi Kamu Kuruluşu hemen hemen kalmamıştır... Bu kimseler halen bulundukları örgütte "ilerici güç" niteliğini taşımaktadır... Genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri' beklenir.. AID bütün gayretleri bu gruba yöneltmelidir..
Geniş ölçüde Türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir.. Burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir.. Amaç bunlara yeni davranışlar kazandırmakta: Bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluk mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması mantık açısından doğrudur..."
İşin garip yanı; bu rapor çok milli ve yerli bir rapormuş gibi, raporun geniş özeti, 17-19 Ağustos 1975 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesinde Yalçın Doğan tarafından yayınlanır...
Şimdi anladınızmı, bu kadar devşirmenin bu kadar hırsızın bu kadar arsızın bu kadar teröristin bu kadar hainin meclisimize ve tüm kamu alanlarımıza nasıl sızdığını.... Yani anlayacağınız; tarlamızı süren, yeni sürmemiş,ama iyi sürmüş.. Türkiye, Siyonistler için resmen altın yumurtlayan tavuk olmuş..Tabii anlayabilene..
Daha yazacak çok şey var.. ama şimdilik diyeceklerim bu kadar...
Not
Olaylar büyüyecek diye panik yapmayın... Varsın büyüsün.. azdan az çoktan çok gider..
Devlet tüm uyuyan hücrelerini uyandırdı.. solculara 6 yıldır Kur'an tilaveti dinletip,onları ramazanda cami cami gezdirten..ömrünü din ile savaşmaya adayan Chp'nin grup toplantılarında başörtülüleri,çarşaflıları gezdirten, onlara gösterilerde "hepimiz hırsızız, hepimiz i*neyiz, hepimiz f*hişeyiz..Hepimiz ermeniyiz " pankartları açtırtan devletimizin,tüm karakter çeşitleri için elbette var bir planı ..
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bu dönemde devlet, sadece siyasi makamdakileri değil..aklınıza gelen her mecrayı silkeleyecek..İşine yarayan Has ruhları seçecek..Ham ruhlar ise elek altına geçecek..Yani has ruhlar elek üstünde kalırken, ham ruhlar, eleğin deliklerinden patır patır aşşağıların aşşağısına dökülecek...
Merak etmeyin... Kaderin üstünde bir kader, Kendini üst akıl zannedenlerin üstünde bir üst akıl var... Biz ingiliz paganları kurduğu eski Türkiye değiliz artık...Onların ajanları varsa bizimde ajanlarımız var..Onların provakatörleri varsa, bizimde provakatörlerimiz var... Her yerde gözümüz kulağımız elimiz kolumuz var.... İstesek bugün noktayı koyarız...Ama istiyoruz ki herkes eteğindeki taşları bi döksün... görelim nerelerde ne cepheler,ne cephaneler var..Ederleri kaç para..Giderleri kaç para...Kaç paraya satılıyorlar... pilavın içindeki beyaz taşlar kimler..onları da bulalım ayıralım istiyoruz yani... Bu yüzden acele etmiyoruz... Bu yüzden ağırdan alıyoruz... hepsinin eceli geldi.. nereden mi biliyorum...? Eceli gelen it cami duvarına bevledermiş..İki gündür onu da yaptılar..Ve biz herşeyi kaydettik..Kaydediyoruz..Kaydedeceğiz...Yani anlayacağınız; her şey bizim kontrolümüz altında.. ve inanın ki bugün küfür ettiklerinize yarın şüküredeceksiniz.. çünkü iyilerin iyiliği, kötüler sayesinde ortaya çıkar..Su, altın ile samanı ayrıştırır..Demir Ateşin içinden geçerek şekil alır .. olumsuz gidiyor olarak gördüğünüz olaylar sayesinde sürecin sonunda ham ruhlarla has ruhlar ayrılacaklar..Bildiğim duyduğum, gördüğüm, sakladığım zahiri ve bâtıni çok sır var..Ama şimdilik diyeceklerim bu kadar...